Not: Anadolu topraklarımız, yurdumuz. Her geçen gün Anadolu hakkında yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Bu bilgilerin bazıları yeni bilgi olarak karşımızda. Bazıları ise yanlış yazılmış tarihin yeniden yazılması gerektiğini ortaya koyuyor. Anadolu’nun geçmişini Yunan geçmişi gibi gösteren gözü kapalı tarihçiler gerçeklerin üzerini kapatarak büyük bir yanlışı başlattılar. Diğer yanlışı üzerinde yaşayan insanlar yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Bu yanlışı tarihe ışık tutacak tarihi eserleri yok ederek yapıyorlar. Defineciler, devşirme malzeme için tarihi eserleri kullananlar ve daha niceleri.
Bu Blog’ta Luvilerden, Hattilerden ve Hurrilerden ne sebeple bahsedeceğiz?
Hititler, Truvalılar, Frigler, Urartular ve Lidyalılardan bahsedebilmek için onlardan önce Anadolu topraklarında yaşayanlardan bahsetmemiz önemli. Çünkü bu medeniyetlerin üzerinde yükseldiği bu Anadolu toplulukları kültürün ve dinin sıfır noktası durumundalar.
LUVİLER NASIL KEŞFEDİLDİ?
– Yıl 1878’di..
– Afyon’a bağlı Bey köy’de bir tarlada 10 metre uzunluğunda kireç taşından yapılmış bir yazıt bulundu. Üzerinde bir takım şekiller vardı. Köylüler taşa bir anlam veremedi. Köy heyeti taşın yeni yapılan cami temelinde kullanılmasını kararlaştırdı.
– Bölgede kazı yapan Fransız arkeolog George Perrot üzerinde yazılar olan taştan haber alınca bölgeye gitti. Cami temelinde kullanılacak olan taşın kalması için ısrar etti. Ancak köylüye derdini anlatamadı. Son bir rica ile üzerindeki kabartmaları notları arasına geçirdi. Perrot, taş temele atılmadan üzerindeki şekilleri bir kağıda tek tek çizdi ve ülkesine döndü…

İşte Afyonkarahisar’da 1878 yılında bulunan bu taş yazıt Akdeniz arkeolojisinin en büyük gizemlerinden birine ışık tuttu.
Tarihin karanlık sayfaları arasında kaybolan Luwilerin tekrar ortaya çıkması ise bu taştan alınan notlar sayesinde oldu. Yazının 3200 yıl öncesine ait olduğu yapılan çalışmalar sonunda ortaya konuldu. Bronz çağının güçlü medeniyeti hakkında pek çok bilgi içeren bu yazıtlar bugünlerde ortaya çıkıyor.
Yazıtın cami temelinde inşaat malzemesi olarak kullanıldığı biliniyor
Aradan 134 yıl geçti. 2012 yılında İngiliz antik çağ tarihçisi James Mellaart öldü. George Perrot’un yazdığı bu notun bir kopyası İngiliz tarihçisi James Melaart’ın öldüğünde yani 2012 yılında evinde bulundu. Mellaart ölünce oğlu, yazıtın örneğini Luvi Çalışmaları vakfında Dr. Eberhard Zangger‘e yolladı.
Şimdi Batı Anadolu tarihi hakkında araştırmalar yapan ve bu konudaki en iyi bilgileri bizimle paylaşan bu bilim insanının resmini paylaşalım. Çünkü Luwiler, Hattiler, Hurriler ve Hititler konusunda bu isim bu günlerde sıkça karşımıza çıkacak.

Zangger 20 kişilik bir bilim insanı grubuyla bu yazıları çözmeye çalıştı. Uzun süren uğraşlardan sonra yazılar çözüldü. Bronz Çağından kalmaydı. 3 bin 200 yıllıktı. Anadolu’da Hititler’den önce yaşayan Luviler’e aitti. Luviler, bir kısım araştırmacı ve akademisyene göre Truva’ya denizden gelen ışık insanlarıydı. Anadolu’nun ilk halkı yada halkarı arasındaydı..
*. *. *
– Luviler kendilerine MA halkı diyordu. MA, kimilerine göre battığına inanılan MU kıtasının başka bir ismiydi. Bir çok tarihçi Luviler’in MU kıtası battıktan sonra deniz yoluyla Anadolu’ya geldiğini savundu. Bu görüşe katılan Mustafa Kemal ATATÜRK’te, Anadolu’nun köklerini MU kıtasında aradı ve bu konuda araştırmalar yapılmasını istedi. Fakat Mu kıtası meselesi öyle kolay çözülecek bir görüş değil. Ancak bizler günümüzde MA kelimesine biraz daha dikkatli bakabiliriz. Çünkü Frigler’de inandıkları tanrıçayı Ma, Matar, Matar Kubileya olarak isimlendiriyorlar. Murat Dağı yani Antik Dindymos dağı çevresindeki bu kullanımın Luwilerle benzer olması yada onlardan sonrakilere kalması mümkün. Kibele kültünün M.Ö. 6 bin ila 8 binli yıllarda başladığı tahmin edildiğinde birbirine çok benzer sözcükler bence anlam kazanıyor. O halde kendilerine MA Halkı diyen Luwilerin eş anlamlı olarak Kibele’nin halkı demeleri de belki de mümkün. Tüm bunlar elbette yorumdan öteye geçemiyor.
*. *. *
– Luvi ışık demekti. Bir çok dile buradan geçti. Hattice’de Lukka, Latince’de Lux, İngilizce’de Light, İtalyanca’da Lure, İspanyolca’da Luz, Almanca’da licht ve pek çok daha örnek. Işık insanları silahsız bir dine inanıyordu. İnsanın özü ruhuydu, Ruh ışıktı ve ölümsüzdü. Luviler’de bilgi en önemli değerdi. Dinlerini, dünya görüşlerini bilgi seviyesi yüksek insanlarla paylaşırlardı. Düşüncelerini sembollerle anlatırlardı. Bu yüzden hep azınlıkta kaldılar ve Anadolu’ya kendilerinden sonra gelen halklar tarafından pek çok zaman ezildiler..
*. *. *
– Hititler Anadolu’ya geldiklerinde Hattiler’in topraklarına yerleştiler. (Bu bilgi bugünlerde güncelleniyor, Hitit dediğimiz topluluğun, Neşalılarla Hattilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığına dair pek çok görüş birliği var. Neşa’lıları ise akraba bir topluluk olduğu tahmin edilen ve Kuşşara kentinden gelen kral Pithana ve halkı ele geçiriyor. Şimdilik bu gizli kalmış Kuşşara sır perdesinin arkasında kalmış durumda. Kussara ve Kuşşara olarak bilinen bu kentin yerinin tespiti pek çok taşı yerinden oynatabilir. Özetle Hittit dediğimiz topluluk Anadolu’nun yerleşik durumda olan eski halklarının birbirine üstünlük kurması ile oluşuyor.) Hititler Luviler’e, komşu veya yakın anlamını taşıyan ‘A’ takısı ekleyerek ” A-Luvi ” dediler. İnançlarının, geleneklerinin Anadolu insanının özü ve farkl bir kültürün temsilcisi olan Aleviler’e çok benzer olması bazı yorumcuları Alevi sözü acaba A-Luvi’den mi gelmektedir diye düşündürür? Bunu da bir not olarak belirtmek fena olmayabilir.
—*****—
Şimdi Dr. Eberhard’ın çalışmasına geri dönelim. Afyon’da 1878 yılında bulunan taş yazıtın çözümüne başta İngiliz İndepented Gazetesi olmak üzere bir çok Avrupa medyası geniş yer verdi. Yazıtın deşifre edilmiş tam metni ve araştırma Aralık ayında ‘ Proceedings of the Dutch Archaeological and Historical Society ‘ dergisinde yayınlanacak.
– Fransız, İngiliz, İsveç, Hollandalı bilim insanları şimdi bu konuda yoğun çalışma içinde. Anadolu’nun köklerini araştırıyorlar.
HATTİLER NASIL KEŞFEDİLDİ ?
Rönesans ve Reformu atlatan Avrupa Sanayi çağına yaklaşırken gelişmiş Matbaa sayesinde pek çok kitap, dergi, yazı, gazete Avrupanın her sokak köşesinde erişilmesi kolay bir halde idi. Böylece bilgiye ulaşmak tüm medeniyetlerden daha kolay bir halde idi. Bu Arkeologlar ve bilim insanlarıiçin olduğu mezar avcıları ve defineciler için de geçerliydi. Üstelik Anadolu gibi henüz kıymetini kimsenin bilmediği bu topraklardan getirilenler Avrupa’da pek çok kişiyi harekete geçirmişti. Bu dönemde Avrupa’da
–1802 yılında Asur Çivi yazısı çözülmüştü. (G.F.Grotofend)
–1824 yılında Mısır Hiyeroglifleri J.F. Champollion tarafından okunmuştu.
EJ. Otter’in ise 1736-1737 yıllarında Anadolu gezisi sırasında İvriz Kaya kabartmasından bahsettiği biliniyor.
Katip Çelebinin “Ebrindos nam bir kafir yiğit” diyerek bahsettiği de bu kabartmadır.

Félix Marie Charles Texier (1802, Versay – 1871, Paris) Fransız mimar, arkeolog ve gezgin. 1833 yılında Fransız hükümeti tarafından Anadolu toprakları ve İran’da araştırmalar yapmakla görevlendirildi. Bu gezide Anadolu’da Boğazköy ve Yazılıkaya’ yı saptadı. Üzücü olmakla birlikte Anadolu’ya ikinci gelişinde ise Menderes Magnesia kentinde Amazonlar Frizini ve Assos’taki Neptün tapınağı frizlerini Louvre müzesine gönderdi. Çavdarhisar, Midas mezarı ve pek çok Frig kaya mezarını çizen Texier Boğazköy’ün Antik Tavi-um kenti olduğunu sanmış, hatta daha sonra Heredot’un söz ettiği Med’lerin Pteria kenti olduğu tezini savunmuştur.
Böylece hatalı bir tespit olsa bile Boğazköy’ün varlığından ilk defa onun yayınlarında bahis edilmektedir.
1835 yılında bu raporları inceleyen W.J.Hamilton ardından Boğazköy’e gelmiştir. 1836 yılında Hamilton Boğazköy’ün ardından Alaca Höyük’ü keşfetmiş ve 1837 yılında Beyşehir yakınlarında ise Eflatunpınar anıtını bulmuştur.
1858 yılına geldiğimizde Gezgin ve Kaşif olarak nam yapan H. Barth Boğazköy’ü ziyaret ederek kentin planını çizmiştir.
Bölgeye Fransızların ilgisi giderek artmış ve 1861 yılında yeni bir araştırma grubu bölgeye gelmiştir. Yazının başında Luwi kabartmasının olduğu taşı anlatırken ismini verdiğimiz Doğu Bilimci G. Perrot ve ekibi burada araştırmalar yapmış ve fotoğraflar çekmişlerdir. Hatta Boğazköy’e gelirken Gavurkale’ye uğradıkları notları arasında yer almaktadır.
Zaman içerisinde pek çok araştırmacıyı ağırlayan Boğazköy Fotoğraf teknolojisinin de kullanılması ile farklı yerlerdeki hiyerogliflerle benzerlikleri saptama imkanı da oluşmuştur. Hama ve Kargamış’ta yer alan Hiyeroglif yazıların çözülmesi ile pek çok bilgi ortaya çıkmaya başlamıştır.
Assur ve Mısır tabletlerinde geçen Hitit isminin buradaki medeniyete işaret ettiğini düşünen araştırmacılar Hama taşlarının Hititlere ait olduğunu söylemişlerdir.
1884 yılında W.Wright “The Empire of Hitite adlı eserini yayınlamıştır.
1887 yılında Luwiler’den bahsetmemize sebep olan G.Perrot Antik Sanat Tarihi adlı eserin 4. bölümünde “Les Heetens” yani Heetenler başlığı ile bulgularından bahsetmiştir.
1888 yılında A. H. Sayce ise “The Hittites, The Story of Forgotten Kingdom” adlı eserini yayınlamıştır. Böylece kayıp krallığın ortaya çıkması için her geçen gün daha fazla katkı sağlanmaktaydı.
G.Perrot Sayce’nin Kargamış başkent tezini zayıf buluyor. Boğazköy’ün bir başkent için çok fazla emare taşıdığına inanıyordu.
Kendince Doğu ve Batı Hitit kavramını oluşturmak daha mantıklı geliyordu. Ancak erken Hitit ve Geç Hitit dönemi kavramı çok sonra ortaya çıkacaktı.
1888 yılında başka bir ekip olan Humman ve F. Von Luschan Zincirli’de kazılar yaptılar.
1893-1894 yıllarında E.Chantre, Alaca Höyük, Boğazköy ve Kayseri Kültepe’de kazılar başlattı.
1906 yılında T Macridy H. Winckler bölgede kazılar başlattı ve bazı tabletlere ulaştı. Bu tabletler Mısır’da 1887 yılında yapılan bir kazıdaki tabletlerde kullanılan çivi yazısı ile aynı dilde yazılmıştı. H.Winckler ölümüne kadar (1913) kazılarda yer aldı.
Bu büyük keşif Hitit kralları ile Mısır firavunlarının birbirleri ile haberleştikleri mektuplar olması sebebi ile büyük bir keşif olarak duyuruldu.
İstanbul Arkeoloji Müzesi görevlisi olarak çalışan J.V.Schesil’e Chantre’ye tabletleri incelenmesi söylenmişti. Bunların hiyerogliften ziyade Çivi yazısı ile yazılmış Hitit’çe olduklarını ileri sürdü.
1915 24 Kasım’da verdiği “Hitit Sorununun Çözümü” adlı konferansta B.Hrozny tabletlerin dilinin, bir HintAvrupa dili olduğu tezini yeniledi. Bugün Hitit anlatımlarında geçen meşhur o cümle “NINDA-an ezzateni watarra ekutteni” ile sözlerine başladı.
Hrozny’nin 1915’de okuduğu ilk Hititçe cümle olan: “NINDA-an ezzateni watarra ekutteni” – “Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz”. Cümlenin başındaki NINDA ideogramının Sümerce “ekmek” anlamına geldiği eskiden beri biliniyordu.
Nesice yada Neşa dili olarak adlandırılan bu dil bugün Hititçe olarak biliniyor ve pek çok dilin ortaya konmasında büyük bir etken oldu.
Hattice, Luwice, Hurrice, Palaca gibi diller Anadolu’nun en eski konuşulan dilleri olup, bu dillerden günümüze pek çok kelimenin günlük yaşamda yeri olduğu düşünülüyor.
Savaşın başlaması ile birlikte bu önemli bulgular çok önemli olmasına karşın bir müddet daha gündemin dışında kaldı.
1931 yılında kazılara tekrar başlandı ve halen bu kazılar devam ediyor. On binlerce Hitit tableti bulundu. Anadolu’nun müthiş başkenti hakkında böylece daha fazla şey öğrenebildik.
Hititler kendilerine Nesililer diyordu. Onlara Hititler ismi günümüzde verilmiştir. İşin aslı Hatti halkı üzerinde hakimiyet kuran Nesililer’di. Böylece bu iki topluluğun birleşmesi ile birlikte bir imparatorluk ortaya çıktı.
Anadolu’nun merkezinde (Kayseri dolayları) : Nesililer
Anadolu’nun Kuzey Doğusu: Gaşka’lar
Anadolu’nun Kuzey Batısı: Pala’lar
Anadolu’nun merkezi : Hattiler
Anadolu’nun Batısı : Luwiler
Tevrat’ta yazılan eski kavimler ; Tekvin XV. 19-21) Perizziler, Refalar, Amoriler, Kenanlılar, Hiviler, Kadmoniler, Girgaşiler ve Yebusiler ve Het oğulları.
Bugün Hitit dediğimiz kavram gerçekte hatalı bir isimlendirmenin sonucudur. Buna sebep Avrupa’lı kaşiflerin Tevrat’ta geçen Het oğulları kavmi ile ilişkilendirme çabasıdır. Oysa gerçek isim Hatti olarak geçmeliydi. Burada yaşayan en eski kavim Hatti’lerdi. 2 bin yıldan fazla süre Hatti ülkesi olarak kullanılan bu isimlendirme gözardı edilmiştir.
KUŞŞARA BAŞKENTİ MESELESİ
Bilinen İlk Kral Pithana’dır ve onun döneminde başkent Kuşşara’dır. Pitta
Pithana’nın yerine oğlu Anitta geçer. Anadolu için Anitta dönemi dönüm noktasıdır. Başkent Neşa (Kaniş’tir bugünkü Kayseri’nin 21 km kuzeydoğusundaki Kültepe’dir.
Nesililer yada diğer adı ile Neşalılar’ın kralı Anitta Hatti ülkesinin başkenti Hattuş’u hazinelerle dolu olduğunu düşünerek ele geçirir. Ancak bir şey bulamaz ve Fırtına Tanrısının adı ile Hattuş’u lanetler.
ancak Anitta’nın torunu Hattuş’u iskan eder ve başkent yapar. Labarna bugün Boğazköy mevkiindeki Hattuş kentinin yeni sahibi ve kralı olur.
Böylece bugün Hitit adının verildiği, Neşalıların Hattililerle kurduğu devlet ortaya çıkmış olur.
M.Ö. 1650-1450 Hitit Krallık dönemi, M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk dönemidir.
Hitit eserleri Anadolu’nun kendine özgü eserlerinden oluşur, hatta damak kültürü ve pek çok kendine özgü yiyecek bu dönemde ortaya çıkar. Din ve tanrılar Hitit yaşamında önemli unsurlar olarak yaşayışa etkileri görülmektedir. Kaya kabartmaları kendine özgü ve benzersiz olarak ortaya çıkar.
Neşalılar(Nesililer) Hattilerin Güneş kurslarını benimser ve törensel olarak kullanmışlardır.
M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır. Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Kralı Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”
Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.
Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler.
Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşkalarla savaşmış,Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.
II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen 11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, Tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)
Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşlik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.
Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. AyrıcaMısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliyaseçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.
Yazı Ve Dil
Hititlerin dili, Hint-Avrupa Dillerinin Anadolu’nun alt grubuna dâhildir. Muhtemelen bir Hint-Avrupa öncesi eski Anadolu dili konuşan Hattilerden Hatti ifâdesini ülkeleri için kullanmışlardır. Buna karşın dillerine Kaniş (Neşa) kentinden alınma Nesili (Nesçe) derlerdi.
Hititçe, bugüne kadar bilinen en eski Hint-Avrupa dilidir. Hitit İmparatorluğu’nda bunun dışında Luvi ve Pala dillerinde olduğu gibi Hititçe’yle az veyâ çok akrabâ olan başka diller de kullanılmaktaydı. Luvca’nın dinsel konularda önemi vardı.Hitit hiyeroglif yazısı ve Luvi dili Bu dillerle berâber Hititçe, diğer Hint-Avrupa dillerinden kelime hazînesi açısından kısmen farklı olan Hint-Avrupa dillerinin Anadolu kolunu oluşturmaktaydı.
Bunun yanında farklı yazılar da kullanımdaydı. Resmî diplomatik yazışmaları ve saray arşivleri Âsur (Akad) çivi yazısıyla yazılırken kayalardaki kabartmalar ve yazıtlar için Hiyeroglif denilen yazı kullanılırdı. Bugün, bu harflerle yazılan dilin bir Luvca lehçesi olduğu bilinmektedir. Hurrice de önemli bir diplomatik yazışma diliydi ve bilhassa Mittani İmparatorluğu’yla yapılan yazışmalarda kullanılırdı.Hitit çivi yazısının dili Friedrich Hrozny tarafından 1915’te çözülmüş, Hitit hiyeroglif yazısının 1940’lı yıllarda başlayan çözülmesinde ise Helmuth Theodor Bossert’in büyük katkısı olmuştur.
Hitit Dini
Hitit dîni çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
Hititler’de tanrılar, tıpkı insanlar gibidir. Fiziksel şekilleri insan gibi olduğu kadar rûhen de onlarla aynı olup insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmâl edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezâlandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni, insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı-insan ilişkilerini bey-hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit devletinin panteonu, Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
Hitit devletinin başlangıcından îtibâren baş tanrı, fırtına tanrısı Teşup’tur. Kozmik dönemi (kâinâtı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan O’dur. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramsessavaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin (tavananna) mührü de vardır.
Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
Boğazköy
MÖ II.bin başlarında, Yukarı Mezopotamya’daki Assur şehrinin zengin tüccarlarının Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girmiş olduklarını görüyoruz Orta Anadolu’nun geniş toprakları üzerinde kurulan küçük krallık veya beylikler, “Karum” adı verilen pazar yerleri ile son derece canlı birer ticaret merkezleriydiler. Asurlu tüccarlarla birlikte gelişen bir başka ve çok önemli olgu ise, MÖ II. bin de Anadolu’da bilinmeyen fakat Mezopotamya‘da MÖ 3000 yılından beri kullanılan çivi yazısının Anadolu’ya gelişidir. Böylece Anadolu tarihi çağlara girmektedir. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan, Assurlu tüccarların Anadolu’ya kumaş, koku ve kalay madeni getirerek yerli krallara ve halka sattıklarını, karşılığında altın, gümüş ve bazı tunç malzeme aldıklarını öğreniyoruz.
Koloni Çağı‘nı izleyen Eski Hitit ( M.Ö. 18.yy.) ve Büyük Hitit Krallığı dönemleri sonunda, takriben 1200 yıllarında batıdan gelen ve Deniz Kavimleri diye adlandırılan toplulukların istilası ile Hitit İmparatorluğu son bulmuş ve Hititler yaşamlarına şehir beylikleri halinde devam etmişlerdir. Başkentleri:Hattuşaş
Çivi yazılı tablet
Anadolu’da ilk kez organize devlet kuran Hititleri’in başkenti olan Boğazköy(Hattuşa), dağlık-engebeli bir arazi kurulmuş olup Çorum’a uzaklığı 82 km’dir.
Boğazköy’ün gerçek tarihi M.Ö. 1900’den az sonra başlar. Geç Hitit ve Asur belgelerinden öğrendiğimize göre Boğazköy; Hattuştu ve Pijusti adlı krallarla son bulan bir hanedanlığın merkezi idi. M.Ö. 19. ve 18. yy.’da Hitit öncesi’deki dönemde Boğazköy’de, Hattiler ve Asurlu tüccarlar da konaklamaktaydılar. Şehirde Asurlu tüccarların ticaret yaptıkları “karum” denilen bir pazar yeri bulunmaktaydı.
Boğazköy, M.Ö. 1200 yıllarına kadar Hititler’in başkenti olma özelliğini korumuştur. İlk Hitit kralı olarak Hattuşa’lı anlamına gelen Hattuşili‘yi görüyoruz.
Kentin asıl merkezini büyük kale teşkil eder. Büyük kalenin kuzeybatı yamacında Hitit İmparatorluk dönemine ait özel evler ile Büyük Mabed’in yer aldığı “aşağı şehir” bulunmaktadır. Şehrin güney kısmını teşkil eden “yukarı şehir”; M.Ö. 13. yy kralları tarafından yapılmış sandık şeklindeki surlarla çevrilmiştir. Bu surda Kral Kapısı, Potern, Sfenskli Kapı, Aslanlı Kapı yer almaktadır. Yukarı şehir içinde Yenice kale ve Sarıkale tahkim edilmiş olarak yapılmıştır.
Hitit Krallığı; M.Ö. 1200’deki Deniz Kavmi Göçleri sonunda Trak asıllı kavimlerin baskıları sonucu yıkılmış olup, dolayısıyla Boğazköy de başkent olma özelliğini kaybetmiştir. M.Ö. 750 yılında Friglerin yerleşimine sahne olmuştur. Hellenistik çağda ise Boğazköy; büyükçe bir yerleşim alanı olamaktan öte gidememiştir. Bizans çağında da iskan edildikten sonra Boğazköy’e 18. yy.’da bugünkü sakinleri yerleşmiştir.
Antik Hattuşa harabeleri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer açık hava müzesi olarak önem taşımakta olup, ayrıca; Milli Park projesi kapsamına alınmış ve Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir.

