Kral Midas

Kral Midas

Midas, Midae, Mitta, Mita, Mitas olarak adı geçen Anadolu Frig Kralı Midas belki de ülkesinden daha meşhur bir kraldır. Büyük Gordios ve Telmesos’lu kahin bir kadından dünyaya gelen Midas Frig sarayında doğmuştur.

O sabah Frig sarayında telaşla koşan kadınlar ince işlemeli ahşap tahtında oturan kral Gordios’a müjdeli haberi verdi.

— Büyük Gordios tanrıların sana bir armağanı var. Bir oğlun oldu.

Bir veliahtı olduğunu öğrenen Gordios kurbanların kanını akıtmaları için hemen emir verdi.

Ardından eşinin yanına giderek onu öptü ve ardından oğlunu kucağına aldı. Oğlunu yüzü gökyüzüne gelecek şekilde kaldırdı ve yüksek bir sesle konuştu.

— Senin adın Midas olsun. Senin adın Midas olsun. Senin adın Midas olsun.

Üç gün boyunca yemekler pişti, içi karla doldurulmuş buz gibi phialelere şaraplar su gibi akıtıldı. Midas’ın doğumunu haber alan kim varsa Büyük Gordios’a hediyelerini getirdiler.

KARINCALAR, ARILAR VE MİDAS

Midas babasının ve annesinin sevgisi bir yana tanrıların ve halkın sevgisi ile büyüdü. Bir bağ bozumu şenliği sırasında minik Midas bir ağacın altında uykusundan uyanmış ve ağlamaya başlamıştı. Fakat sesini daha annesine  duyurmadan susmuştu. Yanına gelenler şaşkınlıkla izlediler prens Midas’ı. Karıncalar Midas’ın ağzına buğday taneleri taşıyorlardı. Arılarsa minik Midas’ın ağzına bal damlatıyor biri gidiyor diğeri geliyordu. Bunu gören başkahin tanrıların sevgilisi bu çocuğun dünyanın en zengin insanı olacağını kehanet etmişti.

BÜYÜK GORDİOS’UN ÖLÜMÜ

Midas’ın babası kral Gordios, Frigya dağılmak üzere bir halde iken ülkenin başına geçmiş ve kral olmuştu. Ülkenin kaynaklarını ve ticaretini arttırmış ve yeni kurduğu ve başkent yaptığı Gordium’da müstahkem bir kale inşa ettirmişti. Onun döneminde ahşap, tekstil ve madencilikte ilerleme sağlanmış topraklar genişletilmişti. Gordios öldüğünde kurduğu kentte büyük bir tümülüse gömüldü ve kralı çok seven halkı bu mezara avuç avuç döktükleri toprakla ona olan sevgilerini gösterdiler.

Midas altın ve demirle dolu hazinesi olan bir ülke devralmış ve kendisine hediye edilen fildişinden yapılma bir tahta oturmuştu.

Midas babasının öğüdünü dinlemiş tıpkı babası gibi ülke dışına altın ve metal ticaretini yasaklatmıştı. Gordios ona şöyle demişti.

“Hayvanların yününden kumaşı ve ağaçlardan yapulan ahşabı takas etmekten çekinme. Ama gücün kaynağı altın ve demiri ticaretinde asla kullanma evlat. Onlardan al ama asla onlara verme. Böylece ülkeni güçlü kılacaksın.”

Yine Gordios’un öğüdüyle dağlık Frigya’nın batısında Aizanoi çevresinde elde edilen altınlarını saklayan Midas’a babası Gordios şöyle demişti.

Sahip olduğun altın kadar düşmanların da olacak. Bu yüzden sahip olduklarını iyi sakla ve kimsenin bilmesine imkan verme. Bu nedenle genç kral Midas zaman zaman ortadan kaybolurdu. Onu çok yakından tanıyanlar kralın gül bahçesinde yada çok sevdiği altınlarının yanında olduğunu bilirlerdi.

MİDAS’IN ALTIN ELİ

Midas halkını seven iyi bir kraldı. Tanrıların da gözdesi olan Midas, Apollon’un en sevdiği kraldı.

Dionysos yanında kadın maenadlar ve erkek satyrler olduğu bir halde Tmol nehrinin kayalık ormanlarında dolaşırken birden öğretmeni satyr Silenos’un olmadığını fark etti.

Midas ise o sırada Frigya’nın gül bahçeleriyle dolu bölgesindeydi.

Dionysos ve öğretmeni Silonos’un topraklarında gezdiğini öğrenen Midas küçük bir hileye başvurdu. Silenus’un sahip olduğu bilgelikten faydalanmak isteyen kral Midas, Satyr Silenus’un Dionysos ve grubundan ayrılıp ormanda kaybolduğunu öğrendiği anda ona bir tuzak hazırlamaya karar verdi. Adamlarına Silenus’un yolu üzerinde bulunan çeşmeye şarap doldurmalarını emretti. 

***(Bahsi geçen çeşme yada pınar için pek çok farklı bilgiye rastlanır. Örneğin Anabasis yazarı Ksenefon bu pınarın Kilikya’da olduğunu işaret eder. Şöyle der Orada, yolun kenarında, Frigyalıların kralı Midas’ın ismini taşıyan bir pınar vardı; diyorlar ki, Midas orada pınarın suyuna şarap katarak Satyr Silenus’u yakaladı. Bir diğer ifade Heredot’tan gelir ve bu pınarın Makedonya’da olduğunu ifaede eder. Athenaus yine Makdeony’nın kuzeyindeki bir bölgeden bahseder ve adına İnn dendiğini anlatır. Burada biraz detaya girmek gerekirse. Dionysos ve satyrlerin ve meanadların dolaştığı yer olan Tmol nehrinden bahseder. Bu nedenle Makedonya gibi çok alakasız bir coğrafyada cevap aramak boşunadır.)

Ormanda yolunu kaybetmiş ve yorulmuş olan Silenus sıcaktan bunalıp su aramaya başlar ve Midas’ın şarapla doldurduğu çeşmesine denk gelir. Sıcakta kana kana içtiği bu şarapla Silenus sadece yolunu değil kendini de kaybeder. 

Satyr Silenus uyandığında bir gül bahçesinde bulur kendisini. Midas’ın adamları gelir ve Silenus’un saraya kadar gitmesine yardım ederler. Bu kadar uzağa nasıl geldiğini anlayamayan Satyr Silenus’u Midas çok hoş karşılar ve ona iyi olana kadar misafir kalmayı önerir. Silenus’u Ankyra’nın bağlarından elde edilen keskin şarapları ile sarhoş eden Midas, ondan insanlardan saklanmış pek çok sırrı öğrenir. Bu sırların arasında Apollon’un gemisine ait olan geminin çapası’da vardı. 

Silenos’un uzun süren misafirliğini uzatmak Midas’ın zararına olabilirdi. Bir süre sonra Midas Silenus’u Dionysos’un yanına götürdü. Silenos Dionysos’a Midas’ın misafirperverliğini anlattı. Dionysos Midas’ı yakına çağırdı ve sordu. 

“En çok neyi seviyorsun?”

Midas cevap verdi Dionysos’a.

“Altın. Daha çok ve daha çok altın.”

 Dionysos Midas’a çok sert, gümüşe benzer maddeden yapılmış bir eldiven ve yerini o zamana kadar hiç bir insanın bilmediği bir mağaranın yerini söyledi. Bu sır sayesinde Midas istediği kadar altın elde edebiliyordu. Bu sır Midas’ın sahip olduğundan çok fazla altına sahip olmasını sağladı. Fakat Midas’ın bilmediği önemli bir şey vardı.

Dionysos gözde hocasını memnun edip misafir ettiği için Midas’ın çok ama çok fazla altına sahip olmasını sağlamıştı. Ancak Dionysos içinden şarap akan çeşmeyi öğrendiğinde Midas’ın bu altınlardan pişmanlık duyması için bir ceza da hazırlamıştı. Tanrıları kandırmanın önemli bir cezası olacaktı. Üstelik Apollon’un gözdesi olsa bile.

Aradan uzun zaman geçti. Midas’ın öyle çok altını vardı ki saklamaya zaman bile bulamıyordu. Her geçen zaman artan servetini gördükçe büyülenen Midas etrafında olup bitenlerden habersizdi.

Öyle çok altına sahip olmuştu ki antik dünyada yaşayanların tamamı bunu konuşuyordu. Herkesin ağzındaki cümle şöyleydi.

Kral Midas’ın altına çeviren bir eli var. Neye dokunsa altına dönüşüyor.

MİDAS’IN ALTIN HASTALIĞINA YAKALANAN KIZI

Altın Midas’ın gözünü kapamıştı. Etrafında olup biteni görmüyor, sürekli çoğalan altınlarıyla geçiyordu günleri. Bir şifacı Midas’ı uyandırmak için harekete geçti. Kızının derisinin her geçen gün altınla kaplandığını acı çektiğini anlattı krala. Ardından da bir tedavi bulunmazsa kızının öleceğini söyledi. Midas kızının vücudunu saran altın renkte pulları gördüğü anda kendine geldi. Altına olan düşkünlüğü onun çok sevdiği kızının durumunu görmesine engel olmuştu.

DİONYSOS VE MİDAS

Hemen tanrı Dionysos’a gitti ve olanları anlattı. Dionysos Midas’a  kızını kurtarması için sıcak yeraltı sularından beslenen bir suyun kaynağına giderek iyileşene dek her gün yıkanmasını söyledi.

Daha fazla altın istemediğini söyleyen Midas’a da Paktolos’un kaynağındaki bir mağaraya giderek altına çeviren elden nasıl kurtulacağını anlattı.

 APOLLON VE PAN’IN (MARSYAS’IN) MÜZİK DÜELLOSUNDA MİDAS’IN HAKEMLİĞİ

Olayı tam anlaşılması için Marsyas kimdir anlatmak gerekir. 

Marsyas müziği çok seven bir Satyr’dir. Annesinin Armoni’yi icat eden Hyagnis, babasının da Oegrus olduğu iddia edilir. Bazı kaynaklarda ise babası Olympos olarak anlatılır. Bölgede Satyr’ler çok sevilirler ve tanrılarla özellikle de Dionysos ile araları çok iyidir. 

Athena ile Afrodit nehir kenarında vakit geçirirlerken Athena kavalını çıkartır ve çalmaya başlar. Öyle güzel çalıyordur ki ormandaki tüm canlılar sessizleşir. Hatta suyun akışı yavaşlar ve durgunlaşır. Nehrin üzerine eğilmiş bir dalın üzerinde kavalını çalan Athena bir anlığına eğilir ve nehre doğru bakar. O sırada suda yanakları şişmiş bir halde çirkin bir yüz ifadesi ile kendisini görür. Birden canı buna çok sıkılır ve Afrodite’e bakar. Afrodit’in alaycı bir tavırla güldüğünü gören Athena kendi icat ettiği kavalı lanetler ve fırlatıp atar. 

Ne yazık ki bizim Satyr Marsyas o gün susadığı için  nehir kenarına inmiş ve kavalı bulmuştur. Marsyas kavalı çaldığı anda her şeyin durup onu dinlediğini fark eder. Yapraklar kıpırdamaz, nehir yavaşlar ve zaman durmuşçasına tüm canlılar kıpırtısız onu dinler.

Tüm duyanları kendinden geçiren kavalının sesine o kadar güvenir olmuş ki yeryüzündeki en güzel sesin bu kavaldan çıktığını iddia etmiş. Fakat bu söylenenler Anadolu tanrısı Apollon’un kulağına gitmiş. Marsyas daha da ileri giderek Apollon’un Lirinden daha güzel çaldığını söylemiş ve Apollon’da bu meydan okumayı kabul ederek bir şart koşmuş. 

Kim yenerse diğerine istediğini yapacak. Hakem olarak ise şimdilerde Bozdağ olarak bildiğimiz Tmolos dağının tanrısı seçilerek, yarışma başlamıştır. İlk seferde ikisi de büyüleyici biçimde çalmış ve bir sonuç çıkmamış. Ancak Apollon şimdi de tersten çalalım böylece kim güzel çalıyor ortaya çıksın demiş. Lir tersten çalınınca da güzel bir müzik olmuş ama kavalı tersten çalması mümkün olmamış bizim Marsyas’ın.

Tmolos Apollon’u birinci ilan ettiği sırada kral Midas ayağa kalkmış ve yarışmanın adil sonuçlanmadığını Marsyas’ın flütünden çıkan müziğin daha etkileyici olduğunu söylemiş. 

Bunun sonucunda Apollon, Midas’ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürmüştür. Daha sonra ise Marsyas’ı bir ağaca bağlayarak derisini yüzmüş ve zavallı Marsyas’ın oracıkta ölmesine sebep olmuştur. Marsyas’ın derisini bir ahşaptan bir çembere geçirip gerdirtmiştir.

Kral Midas’ın ise o günden sonra altın tacını takmayı bırakıp kulaklarını kapatan bir serpuşla dolaştığı söylenir.